Tüm dünya iktidarın ekonomide istikrarlı bir modelinin olmaması ve Merkez Banka’mızın bağımsızlığını yitirmesi sebebi ile hiperenflasyona doğru yol aldığımızı ve mevcut enflasyonun mayıs ayına kadar, yüzde 50’lere çıkacağını kesin bir şekilde dile getiriyor.

Konu ile ilgili uzmanların uyardığı noktalar ise şu şekilde sıralanıyor;

  • Ülkenin ekonomide yeni bir modele ve bakış açısına ihtiyacı olduğu bir gerçek, mevcut son durum sadece TL mevduatına verilecek faiz ve ihracat dövizi odaklı.
  • Finansallaşmanın sermaye girişine dayalı bir büyüme modeliyle devam ettirilebildiği Türkiye’de, ekonomi 2016’dan bu yana sancılı. 2018 sonrası bu sancı daha da arttı ve gelinen yer, giderek ivme kazanan çok yüksek enflasyon, düşürülemeyen çift haneli işsizlik oldu.
  • TL, ticaret yaptığımız ülkelere göre en değersiz dönemini yaşıyor. Bankalar uzun vadeli kredi vermekte isteksiz. TL mevduatın kur korumalı kısmı toplam TL mevduatının yüzde 10’u düzeyinde bile değil. Negatif reel faiz eksenli model arayışı para politikasında istikrarı sağlayamıyor ve dolayısyla hızla yükselen maliyet enflasyonu kanalında yeniden faiz artışını zorluyor
  • Mevcut ekonomi politikasıyla tüketici yoksullaşması yaygınlaştığı gibi, maliyetler de yükseliyor, enflasyonu düşürecek herhangi bir politik seçenek ise ortaya konulamıyor.
  • Psikolojik etkiler aşılmadan ekonomide denge beklenemez, yani güven şart. Tasarrufların üretken yatırımlara kanalize olması isteniyorsa, bu demokratik ve psikolojik olarak sorunu ortaya koyan bir güvence sağlanmasıyla mümkündür. Bu da daha saydam ve farklı görüşleri dikkate alan demokratik bir bakışla olabilir.
  • Yastık altı, banka kiralık kasaları ve döviz tevdiattaki birikimler belirsizliğin ve güven sorununun en temel göstergesidir.
  • Toplumdaki ayrışma, kutuplaşma had safhada ve krize giden bütün yollar açıkken “Hiperenflasyon” da çok büyük bir risk olarak ortada duruyor.
  • İhracattan gelen döviz ve kısa vadeli sermaye girişleri yetersiz kalmaya devam ederse, dış borç ödemeleri için sermaye kontrolü veya kambiyo kontrolü getirilmesi olasılığı ise çok önemli bir risk.
  • Fed’in yakın zamanda faiz artırma sürecine gireceği biliniyor ancak ülke olarak bu gelişmeye hazırlıksız yakalanıyoruz. Mevcut politika ve yöntemlerle 2022 hiç de iyi bir deneyim olmayacak.
  • 2022’de de geçen yıl olduğu gibi, sadece büyüme amaçlı ve emeğin gelirden aldığı payı reel olarak artırmayan bir modelle, gelinecek yer işsizliği de önleyemeyecek. Zira bu durumda iç talep aşağıya çekilecek ve kârlılık da düşecek.
  • Mayısa kadar yüksek enflasyonu durduramazsak, kur ve faizi de durduramayız. Kurdaki dalgalanma devam edecek.
  • Varlık fiyatlarındaki (konut, otomobil) artışın devam edemeyeceği noktada para arzı da artırılamayacağından, kritik eşiğe gelinebilir. Cari açıkta bir miktar küçülme gerçekleşse bile bütçe açığı yoluyla dengenin bozulacağını ve TL cinsinden tasarruf açığı ve dolarizasyon sorununun çözülemediğini göreceğiz.
  • Dünya ekonomisinde merkez bankalarının, başta ABD Fed’in açıkladığı gibi faiz artışı (2022 de üç kez olmak üzere, martta başlayacak) sürecine girmesi de dolar endeksi artışı yoluyla yaratılabilecek önemli bir risk.
  • Eğer topyekûn değişiklik öneren iktisadi model getirilmezse ve/veya öngörülebilir bir seçim tarihi açıklanmazsa yıllık enflasyonun mayıs ayına kadar, TÜFE’de yaklaşık yüzde 40’lardan yüzde 50’lere sıçraması olasılığı yüksek. Zira ÜFE’deki aylık yaklaşık yüzde 20’lik yıllık yüzde 80’lik enflasyon bu süreci tetiklemekte.
  • Yüksek elektrik zammı bütün sektörleri petrol fiyatlarına benzer bir biçimde etkileyecek olup, bu saatten sonra sadece seçim tarihi açıklaması da bizi kurtarmayacak. Dolayısı ile aynı zamanda geniş katılımlı bir ekonomi konseyi toplanarak acil önerileri hayata geçirilmeli.
  • Vatandaş 2022’de ilk iki ayı yükseltilen nominal ücretleri dikkate alarak yanılsama içinde geçirebilir ancak Mart ayından itibaren yeniden enflasyonun ağırlığı daha fazlasıyla kendisini hissettirecek. Zira reel ücretler yükselmedi. Özellikle sabit gelirli çok derin bunalım halini deneyimlediği bir zaman dilimine girdi.
  • Dövizdeki oynaklık ve maliyetlerin belirsizliği sektörlerdeki fiyat sözleşmelerinin belirsizliğini artırıyor ve iş yapma kabiliyetini azaltıyor. Fiyatlardaki bu oynaklık yabancıyı da ürküttüğü bir gerçek; geçen hafta swap pozisyonlarını bile 279 milyon dolar azalttılar. Borsadaki yabancı payı yüzde 40’lara düşmüş vaziyette. Ayrıca geçen hafta gelen 41 milyon dolar da yüksek tahvil faizini tercih etti. Neoliberal modelde yabancı sermaye kur riskini üstlenmek istemez.
  • Artık faiz artırsak bile faydası belirsiz. Kur korumalı mevduat biçiminde kur çok artsa bile bankaların kur riski Hazine tarafından karşılanacağından, neoliberal finansallaşmanın temel kurumu bankalar yine kârlılığını koruyacaklar.
  • Sanayi ve ihracatçı ithalat girdi maliyeti yanında elektrik ve ücret artışlarının getirdiği maliyet artışlarıyla da baş etmek ve dolar cinsinden yükselen maliyetlerine çare bulmak zorundalar. Bu olgu da işsizliği düşüren istihdam artışlarının ve yatırımların hızını kestiği gibi, belirsizliği ve öngörülemezliği daha da artırmakta.
  • Tarımda ise işler çok karışık. Devlet yardımları döviz bazında küçülüyor. Girdi maliyetleri gıda fiyatlarını sürekli artırdığından, tarım kesimini düze çıkaramıyor bir türlü.

2019'da Türkiye Ekonomisi, Ekonomi Mevlüt Tatlıyer | Kriter Dergi

Akademisyen, iktisatçı Prof. Dr. Mehmet Şişman bu bilgiler ile dünyada da konuşulduğu üzere Türkiye’deki süreci tane tane anlatmış durumda.