Dönemin cezalarına da detaylı olarak yer veren Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu dönemin cezaları ve yasaları ile ilgili detaylı bir bilgi vererek başladığı açıklamasında çok ilginç bilgiler paylaştı.

Detay bilgileri haber sonunda paylaşıyor olacağız ancak önce meşhur şiir meselesi diyoruz.

Dönemde Süleymancılığın suç olduğu, fikir özgürlüğü olmadığı, devleti dini esaslara uydurma amaçlı bir örgütlenme olduğunun altını çizerek Bülent Arınç cezasına da değinen Kanadoğlu Erdoğan’ın her fırsatta hatırlayıp ağladığı şiir mevzusuna da bir açıklık getirdi.

hikmetyar-erdogan-fotografi-01-b521

“Mahkûmiyetin nedeni şiir okumak değildi. O hale sonradan getirildi” diyen Kanadoğlu, 14 Ağustos 2001’de AKP’nin kurulduğu haberi ile mahkumiyeti olan Erdoğan için genel başkan yetkilerinin tedbiren durdurulmasını istediği isim olduğunu belirtiyor.

Bir hâkimin, “Anayasa ne derse desin ben böyle düşünüyorum” deme lüksü olmadığını belirten Kanadoğlu, AKP’nin kurulduğu haberi ile kuruculara baktığında mahkûmiyeti olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kurucu genel başkan olduğunu görmüş.

Mahkûmiyetin, bir şiir okuma nedeniyle olmadığını, ancak sonra o hale getirildiğini beyan eden Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu çok çarpıcı bir bilgiyi de şu sözlerle veriyor;

“Mahkumiyet, doğrudan doğruya halkı din vb. itibarıyla kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan verilmişti. Düşünce özgürlüğü ile hiç ilgisi yoktu.”

1560441988563-erdogan

AKP’nin kurulması haberi sonrası AKP’ye ihtar davası açan Sabih Kanadoğlu, 21 Ağustos 2001’de yaptıkları başvuruya 8 Ocak 2002’ye kadar cevap verilmediğini belirtiyor.

Yaptıkları baskılar ve sorgulamalar sonucunda ise Anayasa Mahkemesi’nde ocak ayında verilmiş karar, nisanın 22’sinde yazılmış.

“Karar oyçokluğu ile AKP’ye ihtar verilmesi yönündeydi. Erdoğan’ın Başkanlık yetkilerinin tedbiren durdurulması istemini reddettiler. O zaman, “Herhangi bir terör örgütünün başkanı bir parti genel başkanlığına getirilse, siz yine ihtarla yetinip genel başkanlığı sürdürmesine izin mi vereceksiniz?” demek zorunda kaldık.” Diyen Kanadoğlu bu sözleri ile ilginç bir noktaya da değinmiş oldu.

Anayasa Mahkemesi’nin durumu düzeltmesi için altı ay verdiği AKP’ye durumu sorunca çok hoş bir cevap aldığını belirten Kanadoğlu “Recep Tayyip Erdoğan parti üyeliğinden istifa edip başkanlığa devam ediyor.” Yanıtını aldıklarını anlatırken şu sözlerle devam ediyor “Bu yanıt, Meclis Başkanı milletvekilliğinden istifa etti, Meclis Başkanlığı’na devam ediyor gibi bir şeydi. Böyle bir şey olur muydu? Oldu. Erdoğan başkanlığa devam ediyordu ve on gün sonra da seçime gidilecekti. Önümüzde iki seçenek vardı: Ya 3 Kasım’da yapılacak seçimi bekleyecektik ya da ihtar kararının yerine getirilmemesinin sonucu kapatma davası açacaktık. Görevimiz neyse onu yaptık. Seçimden sonraya bırakmak hangi partinin işine yarar, hemen açmak kime yarar; böyle bir düşünme tarzı savcı olarak bize düşmemeliydi. AKP’ye kapatma davasını açtım. Bu dava Anayasa Mahkemesi tarafından 9 Temmuz 2009 tarihine kadar kapağı açılmadan elde tutulduktan sonra, Siyasi Partiler Yasası’nın 104/2. maddesinin 11 Haziran 2009 tarihinde iptali gerekçe gösterilerek düşürüldü. Burada özellikle belirtmek isterim ki, meslek hayatım boyunca 43 sene 3 ay içerisinde hiçbir makamdan, hiçbir kurumdan, hiçbir kuruluştan, cumhurbaşkanından nereye kadar sayarsanız sayın, bir tek kişiden telkin ya da tavsiye almadım” sözleri ile durumu açıklıyor.

174067

Bir de ilginç bir anı paylaşıyor Kanadoğlu. Hikaye şöyle;

“Ankara Palas’ta adli yıl açılış resepsiyonundayız. Gazeteciler etrafımı sardı, “Diyarbakır 4 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın memnu haklarının iadesine karar verdi, ne diyorsunuz?” diye sordular. Şaşırdım tabii. “İnceleyeceğim” dedim ve içeri girdim.

Recep Tayyip Erdoğan da orada, canım da hiç karşılaşmak istemiyor. Ama yakaladı beni bir yerde, bir gazeteci de fotoğrafımızı çekti. Nasıl keyifli, memnu haklarının iadesini almış, rahat. Ertesinde Diyarbakır DGM Başsavcısı’nı aradım. Dosyanın hemen gönderilmesini istedim.”

Son olarak ise Kanadoğlu’nun röportajında ilgi çekici cümleler şunlardı; “765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesi 12. 4. 1991 gün ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile yürürlükten kaldırıldı. Bu hükmün anayasaya aykırı olduğu düşüncemi o tarihte de belirtmiştim. Anayasanın 24. maddesine göre, hiç kimse devletin temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla dini, din duygularını veya kutsallarını istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Her şeyi yanlış bilen Sabih'ten tuhaf 'Başkanlık'; iddiası

Röportajın tamamını okumak isteyenler Cumhuriyet gazetesinde Işık Kansu haberine bakabilirler.