Ezberimizde ve hayatımızda ‘’Acıların kadını’’ olarak var olan, ardından birden üç neslin ezberlediği onlarca şarkı bırakan Bergen’in hayatının anlatılacağı filmin adı “Bergen”.

Peki oyuncu kadrosunda Ferah Zeynep Abdullah gibi başarılı bir oyuncuyu ve özellikle de Erdal Beşikçioğlu gibi bir efsane ismi taşıyan hikaye neden bu kadar çok merak ediliyor ve daha ilk haberleri ile birlikte büyük bir merakla bekleniyor?

Öncelikle Erdal Beşikçioğlu’nun inandığı, güvendiği bir film ve ters köşe bir karakter ile rol alıyor olması merak konusunda filmde ciddi bir etken olmuş durumda.

1558127670039-untitled-1-1

Sonrasında ise yıllardır, tırmanarak ülkemizde var olan ancak hiçbir şekilde yeterli ve caydırıcı bir önlem veya çalışmaya konu olmayan “kadına şiddet” ve “kadın cinayetleri”nin en doğal ve en sesli olarak ekranlara taşınacak olması meraktan da ziyade filmin büyük bir umutla beklenmesini sağlıyor ki zira “kadın” konusu ülkemizde artık maalesef vicdanlara bırakılmış durumda. Bu sebeple ekranlardan konunun aktarımı en azından bir nebze de olsa insanların vicdanına dokunur ve toplum etkileşim ve bilincini bir tutam da olsa sağlar diye umut edilmekte.

Bu konu için yaşamış ve yaşatmışlıkları ile Bergen’in hayatından daha etkili bir konu bulunamazdı. Çünkü Bergen’in yaşadığımız hayata bıraktığı tanım “Acıların Kadını” ne bir reklam çalışması ne de bir tutam abartılmış bir anlatım.

Bergen’in bize bıraktığı şarkılar bile aramızdaki en vicdansız insanların içine işleyip ezbere bildiği, en azından bir gün ağlayarak söylediği nağmeler. Mesela üç kuşaktan Sen Affetsen Ben Affetmem, Kader Diyemezsin, Benim İçin Üzülme şarkılarını dinlememiş, söylememiş olan bir kişi gösterebilir misiniz?

O kadar yaşanmışlık o kadar hikaye dolu şarkılar ki bir çok sanatçı kendi eserinden çok daha değer verip sahip çıktı. Coverlayarak nesilden nesile aktaran, başarılarına başarı katan Ceylan Ertem, Ebru Yaşar, Emrah, Funda Arar, Muazzez Ersoy ve Işın Karaca bu sanatçılardan bazıları.

Bergen-Filmi

Bergen’i “Acıların Kadını” yapan hayat hikayesini biliyorsunuzdur artık ancak biz biraz ayrıntılarla üzerinden geçmek istiyoruz.

15 Temmuz 1959, Mersin doğumlu şarkıcının gerçek adı Belgin Sarılmışer. İlk albümü Şikayetim Var adı ile 1982 de çıktı. 31 Ekim 1982'de kocası tarafından yüzüne atılan kezzap sonucu iki gözünü de kaybetti, daha sonra sol gözü görme yetisi kazandı ve sağ gözünün hasarı yüzünden saçlarını sağ gözünün üzerine atmasıyla, bazense güneş gözlüğüyle olan imajıyla akıllarda kaldı. 1986'da yayınladığı dördüncü stüdyo albümü "Acıların Kadını" oldu ve daha sonra kendi hayat hikayesini anlatan aynı adlı filmde bizzat oynadı.

Bergen geçim sıkıntısı ve aile anne-baba kavgası ile büyüdü ve 6 yaşında annesi ile babasından ayrılarak Ankara’ya taşındı.

Belgin Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü'nü birincilikle kazandı ve ilk iki yıl piyano ve viyolonsel eğitimi aldı. Ancak geçim sıkıntısı sebebi ile konservatuvarı bırakmak, yaşı tutmadığı için yaşını büyütmek ve sonra da PTT'de çalışmak zorunda kaldı.

Arkadaşları ile bir gün gittiği mekanda mekanın sahibi İlhan Feyman’ın da ısrarı üzerine"Batsın bu dünya" şarkısını söyleyip herkesi şaşkına çevirdi ve İlhan Feyman’ın iş teklifi ile karşılaştı. Ancak bu teklif annesinin Belgin’i sahnelerden kaçırmak için acele ile dayısının oğlu Göksel ile evlendirmesine sebep oldu.

kapak_125401

Belgin 4 sene sonra 20 yaşındayken Göksel Çakır'dan ayrıldı ve Adana'da sahneye çıkmaya başladı. Burada Halis adında bir hayranına yaptığı oyunları bilmeden gönlünü kaptırdı. “Seni artık istemiyorum” diyen bir sevgili ve zoraki bir evlilik sonrası gördüğü ilgiye kapıldı daha doğrusu.

Zaten evli ve çocuklu bir adam olan Halis, Belgin’i sahte memur ve şahitlerle evlendiğine inandırdı. Belgin daha sonra gerçekleri öğrendi ve Halis’in boşanmasını bekledi. Boşanma sonrası gerçekten evlendiler ama Halis’in evlilik şartı olarak sahneleri bıraktığı Belgin şiddet görmeye başlayınca evi terk edip tekrar sahnelere çıkmaya başladı.

İsmini Bergen olarak değiştirdiğini ve İzmir’de sahne aldığını öğrenen Halis bir adamını Belgin’in peşine göndererek yüzüne kezzap attırdı. Yüzü ve vücudu yanan hatta burnu bile yok olan Bergen birçok ameliyat geçirdi hem gözleri hem de yüzü için.

Bir süre sonra gazinocuların ısrarı üzerine yeniden sahnelere çıkmaya başlayan Bergen artık "Acıların Kadını" albümüyle tam bir şöhrete kavuşmuş, Altın Plak ve Altın Kaset ödüllerini almıştı.

3lmEd_1637907288_6841

Bu olay sonrası sahnede bıçaklanma bile yaşayan Bergen, her şeye rağmen cezaevi çıkışı Halis’e bir şans daha verdi ancak şiddet ve kavga kesilmeyince ayrılıp, can güvenliğini annesine ve polise teslim etti.

Ancak tüm tedbirlere rağmen annesi ile Mersin’e giderken yol üstü bir restaurant da mola verdikleri sırada Hali tarafından annesinin gözleri önünde Halis tarafından öldürüldü.

Cenazesine bile insanların korkudan katılmadığı Bergen’in mezarını annesi Halis’in "Mezarda bile seni rahat bırakmayacağım" sözleri üzerine demir kafesle kapattı.

Halis Serbes, cinayeti sonrası Suriye üzerinden Beyrut'a, oradan da Almanya'ya kaçtı. 6 ay Almanya'da kaldıktan sonra ihbar sonucu yakalanıp 11 ay hapis Almanya’da hapiste kaldı sonrasında ise Türkiye'ye iade edildi. Türkiye'de ise sadece 7 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. Birçok kadın katili, tecavüzcüsü ve darpçısı gibi kısa bir sürede serbest bırakıldı yani.

Sonra tabi ki her salınan tecavüzcü, katil gibi hakkında 2018 yılında 4 erkek çocuğa cinsel istismarda bulunduğu haberi ardından tekrar tutuklandı.

s-599a07c72531da0d17e1698b3f6bf5e9be2aa34e

Bir TV programında mikrofon uzatılan Halis Serbes, 'Pişman mısınız?' sorusuna çok emin bir şekilde 'Yok değilim' dedi ve ekledi 'Annesi ‘ölümden korkmuyorum’ diyordu. İlk ona sıktım. Öldü sandım. Ölmese ben onu sağ bırakır mıydım? Annesinin ölmeyişine çok üzüldüm.”

Ne diyelim, darp edilen, öldürülen yüzlerce kadın için, nedenini anlamadığımız şekilde sanıklar kısa sürede serbest bırakılsa da en azından bir film yapılmış olacak.